27 Kasım 2007 Salı



Herşey 1492'de Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb'un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun "vahşi" Kızılderiler'i.

Tarih bir kurmacadır belki de bu kurmacanın en somut örneği de Kızılderilerin başına gelenlerdir. Bu kadar kadersiz bir ulusa dünya tarihinde pek rastlanmasa gerek.

Hem toprakları ellerinden zorla alınsın, hem yaşama biçimleri ve inançları zorla değiştirilsin ve bütün bunlara başkaldırmaya çalıştığında da "vahşi" denilerek yok edilsin.
Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yokettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmadı. Tıpkı arabasına Cherokee, ayakkabısına Nike, Helikopterine Apache ismini verdiği gibi. İnsanın Kızılderililer'e saygılarını ya da özürlerini ifade etmek için böyle birşey yaptıklarını düşünesi geliyor ama.

"Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir."

Kolomb'un günlüğünden...
"Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler.... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok... Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar..."

11 Kasım 2007 Pazar

6 Kasım 2007 Salı

28 Ekim 2007 Pazar


TÜRKÇE : Stern dergisi muhabiri Stefanie Rosenkranz, "büyük hayvanat bahçesi' yle ünlü Kenya' nın açlık kampından dönüşünde, ayağının tozu ile insanı iştahından eden elindeki fotoğrafları göstererek, ağlamaklı bir sesle şunları anlatıyordu: "Kenya'da açlık felaketi baş göstermiş, bu bizim için kapak konusu olur kaçırmayalım, gidin en ilginç fotoğrafları yakalayın "diyerek bizi oraya gönderdiler. En İlginç Fotoğraflar! Bu bize bir macera gibi geliyordu. O açlık kampına vardığımızda aradığımızı bulmuştuk. Çünkü her yer açlık içinde kıvranan, ölümle pençeleşen insanlarla doluydu. İçimde fırtınalar kopmaya başladı. Aman Allah'ım! Bu bir savaş değil, ama burası bir savaş alanı gibiydi. Her yerden iniltiler, haykırışlar ve yakarışlar yükseliyordu: "Anneciğim, ne olur bana azıcık ekmek ver, çok acıktım anne! "Kolları, bacakları iyice incelmiş, buna karşılık baş ve karnı iyice şişkin olan bu zavallı yavrudan hiç farkı olmayan anneciği, ıslak gözleriyle kupkuru parmağını yavrusunun ağzına sokarak, onu oyalamaya çalışırken, "merak etme yavrum, şimdi ekmeğimiz gelecek ,şimdi. "sözleriyle de ümit ve teselli veriyordu. Bu trajedik manzarayı ben içim yana yana, sadece resimlemekle yetiniyordum. Ya insana insanlığını hatırlatan iniltiler, haykırışlar ve yakarışlar? İniltileri Allah' tan başka duyan yoktu. Acaba benim elimden ne gibi yardım gelir, diye düşünürken, gözüm bir anda az ötede ki beyinleri dondurucu manzaraya ilişti. Anası babası ölmüş 8-9 yaşlarındaki zavallı bir yavru, kendisine hiç yardım elinin uzanmaması sebebiyle güçsüz, takatsiz, çaresiz ve de sessiz bir halde öylece duruyordu. An be an yaklaşan ölümün nefesini ensesinde hisseden bu biçare yavrucak, Yaradan'ına sığınmaktan başka bir çare bulunmadığı hissiyle "Allah'ım ne olur yardım elini uzat! "derecesine başını yere koymuş, ümit ışığının yanmasını bekliyordu. Fakat hemen arkasında ise o yavrunun akıbetini bekleyen bir başka canlı duruyordu: Akbaba... İnsana, "ben insanlığın neresindeyim?" dedirten bu yürek parçalayıcı canlı manzara karşısında ben, bir Avrupalı olarak bir daha iyilikten, yardımseverlikten ve insanlıktan bahsetmemeye karar verdim. UTANIYORUM İNSANLIĞIMDAN VE UTANIYORUM SADECE "EN İLGİNÇ FOTOĞRAFLAR "ÇEKİP, KAPAKTA YAYINLAMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAMAKTAN.

NOT:STEFENIE ROSENKRANZ YAPMIŞ OLDUĞU BU HATAYI AFFETMEDİĞİNDEN DOLAYI İNTİHAR ETMİŞTİR.

ENGLISH : Stefanie Rosenkranz, the interwiver of Stern Magazine returning from the famie camp of Kenya, famous with its zoo, showing the photos in his hand which makes somebody's appetite stop told with a crying voice "the famine disasterstarted in Kenya ,this was an adventure for us. When we arrived that famine camp, we found the thing we were people everywhere starving to death. There started a storm inside me. Oh my God! This is not a war, but this place is like a war field. There were moans,cries, everywhere. "Mom ,please give me a piece of bread, I am very hungry Mom! "The mother, not having any difference from the poor child whose arms and legs are very thin and head and stomach are big, put his dry finger in her child's mouth with wet eyes trying to amuse her and says "don't worry sweety, our bread is coming now,now.."I only took photograph of this tragic scene with a grief inside me.What about the moans and cries remending someone his humanitiy? there wasn't anyone hearing the moans except for the God.While I Was thinking how can I help these people, I saw that shocking scene An 8-9 year old child whose mother - father were dead was staying silent ,desperate and weak since nobady helped her. This poor child feeling the coming death was waiting help and has nothing to do except for sheltering the God.However, there was another creature waiting the end of the child. A volture... Against this living scene which makes someone, humanitiy and benevolence as an EUROPEAN. I AM ASHAMED OF MY HUMANITIY AND I AM ASHAMED OF NOT DOING ANYTHING EXCEPT FOR TAKING THE MOST INTERESTING PHOTOS AND PUBLISHING ON COVER PAGE.

NOTE:STEFANIE ROSENKRANZ COMMITTED SUICIDE AS HE COULDN'T FORGIVE THE MISTAKE HE DAD MADE

11 Ekim 2007 Perşembe

3 Ekim 2007 Çarşamba

27 Eylül 2007 Perşembe

26 Eylül 2007 Çarşamba

25 Eylül 2007 Salı

23 Eylül 2007 Pazar

 

© New Blogger Templates | Make Money Online